
Dünyayı kurtaracağımızı düşündüğümüz startup dönemi nasıl da bir çırpıda bitti. Kurtarabildik mi bari dünyaları? Hani çalıştığımız kişileri “ailemiz” olarak gördüğümüz yıllarda gerçek ailemize, arkadaşlarımıza sırtımızı döndüğümüz, çok önemli gördüğümüz işleri anlatarak zamanlarımızı ofislerde geçirdiğimiz o zamanlar, sahi geçti mi?
Sen de yaşadın mı? Bugünün önemli işini anında çözmemiz gerektiği söylenen, bırak gelecek planını yarının bile geç olabileceğini düşündüren, hızlı dinamik startup dönemini bıraktık mı?
Bir fikrin ne kadar önemli olduğunu, o fikirle yola çıkış hikayesinde doğru kişileri çevremize katarak hayallerimize ulaşmayı düşlediğimiz masum yıllar. Yani yapaylığın yine var olduğu ama yapay zekanın gelecek olduğu söylenen yıllar…
Uzun yıllar içinde olduğum, 20’lerimi bu sektörde çürüttüğüm, bir çok vaatte bulunan, gelecekte kurtaracağımız dünya ile elde tutulur hiçbir şey olmadan, umudu pazarlayanlarla çıktığımız o yolculuk dönüştü de devrildi.
Uzun saatler biraraya gelip, sabah akşam demediğimiz, hafta sonları, tatiller, hastalık bilmeden durmaksızın çalışmanın karşılığı sen alabildin mi? Deneyim diye buna deniyordu demek ki.
Sonra o masum düşüncelerinin kirlendiği, umutsuzlaştığın, gün be gün enerjinin emildiğini hissettiğin, bir çıkış noktası ararken “network gücü” diye bilinen aslında tamamen illüzyon olan o network’ten de bir el gelmeyince kapana kısılmışlık hissini yaşadın mı?
Yetenek olarak avlanan kişilere, ne kadar değer verileceğini şirketin ofisindeki birkaç sandalye ve hamakla pazarladığımız dönemler geçti gitti, gençliğimiz gibi. Deneyim deniyordu değil mi?
Kendini yetersiz hissedip, eğitimlere workshoplara katıldığın, o etkinlikten başka etkinliğe giderken cebindeki son parayı vapura vermeye karar verdiğin, o etkinlikle hayatına sihirli bir dokunuş gelebilir umuduyla, hani o uca çok yaklaştık “pes etme” dedikleri zaman olmasın diye uğraştığın zamanlardan geçtin mi sen de benim gibi?
Başarısızlık hikayelerindeki kişilerin başarılı kişilerin, geçmişleriyle yüzleştiğini düşündüğümüz, ardından başarısız olsan da yine “pes etme” elbet, kader sana da gülecek denen o zirvelerdeki panellerde motive edildin mi? Sahi pes etmeyince ulaşabildik mi o hayallere yoksa, düş olarak içinde ükte mi kaldı? Kendini mi suçların “yeterince” iyi değilsin diye?
Yazmayı çok sevdiğim, yazarak kendimi ifade edebileceğimi düşündüğüm 20’lerin başlarında kariyerimin önemli bir dönemi olduğunu düşündüğüm yıllarda, blog yazıları o kıymetliydi. Öyle değerliydi ki “blogger” diye bir ünvan bile oluşmuştu. Unvanlara takılmadan yazmaya devam ederken, o dönemin yazılar yayınlandığı sektörün popüler websitesinde yazılarıma yer vermek istendiğinde çok heyecanlıydım.
Hem yazım yayınlandığında en çok okunanlarda göründüğü için inanamıyor gururlanıyordum, hem de yorumlar ve geri bildirimlerle daha da motive oluyordum. Hiçbir ücret almadan benim gibi yazıları yayınlanan başka alanlarda uzman kişilerin de yazıları yayınlandığı için bunu normal zannediyordum. Yazılarla kendi sesimi duyuruyordum, bana gelecek potansiyel işleri, ya da yaptığım işi büyüterek saygınlık ve güveni arttıracağını düşündüğüm için “takılma” diyordum. Dışarıdan baksan çok başarılı görünen bu kişilerle işbirliği yapma fikri beni mutlu ediyordu.
Sonra ne oldu? Yönetim danışmanlığı yaptığımız dönemde, başka bir iş için işbirliği için teklifle gelen bu kişiler, anlaşma koşullarında fazla talepkar olup, vermeden sadece almaya alışık olduklarından mıdır yoksa o zaman sadece kendilerini düşündükleri zamana mı geldik bilemem, işi kabul etmedik. Sadece bana değildi tabi ki haksızlık yapışları, çalışanlarına asgari ücret veren, etkinliklerde ise çalışanlarıyla “büyük bir aile” olduğunu pazarlayanların bana yaptığı “kişisel” değildi. O yazıları yayınlayan kişiler sayesinde sitelerine yüklü reklamlar alanlar, gerçekte emek verip yazılar yayınlayan kişilerin isimlerini gizleyerek siteyi yeniledi.
Ee nolcak çok mu önemli? Dünyayı kurtaracak formülü mü açıklıyorduk hayır, ama ilk hayal kırıklıklarından biriydi benim için. O yazıları alıp kendi blogumda da paylaşıyordum ama konu o değildi, kitlelere ulaşmak başka bir duyguydu. Egolarına yenik düşerek, düşüncesiz davranışları, yaratıcı insanları cezalandırmaları onlara ne kazandırdı; bilemem. Uzun vadede karma dönüp dolaştı onları da vurdu. Bir dönem böyle geçti gitti, bitti. Hepimize deneyimdi değil mi!