Çok değil, bundan 10-15 yıl önce teknoloji dünyasında fırtınalar kopuyordu.

Şirketler ekiplerine katmak için kapış kapış “yetenek” arıyordu. Startup ekosistemini benimsemiş girişimciler, kıt kaynaklarla büyük hayaller kuruyor; rakiplerine inat, yarınlar yokmuşçasına şirketlerini nasıl parlatabileceklerini, o yetenekli insanları nasıl ekiplerine çekebileceklerini düşünüyordu.
Peki ne oldu da o dönemin yazılım mühendisleri, program geliştiricileri, tasarımcıları, dijital pazarlama uzmanları ve hatta hiçbir dönemde pek de sevilmeyen insan kaynakları ekiplerinde çalışanlar, “Yetenek, sizsiniz!”den “Yeteneksizsiniz!”e ışınlandı?
Tabii ki bir anda yeteneksiz oldukları için gelmediğimiz bir noktadayız.
Kendi alanında uzman, yıllarını işine vermiş pek çok insan bu muameleyi görmeye başladı. Üstelik yalnızca bir şirket türünde de değil. En köklü kurumsal şirketlerden startup’lara kadar, her ölçekte karşılaştık bu tabloyla.
Nerede mi?
Çalışma hayatında, toplantılarda, iş görüşmelerinde, iş ararken ve bazen hiç gelmeyen geri bildirimleri beklerken…
Bir zamanlar geri bildirim o kadar değerliydi ki şirketler, marka bilinirliklerine zarar vermeden nasıl açık ve şeffaf olabileceklerini, aynı zamanda o çok önemsedikleri “cool ekip” görüntüsünü nasıl koruyabileceklerini konuşmak için strateji toplantıları yapardı.
Yönetim danışmanı olarak çalıştığım dönemde bu konu yönetimlerin gündeminde oldukça önemli bir yer tutuyordu.
Peki bugün?
Son birkaç yıldır sektör kan kaybederken, bir zamanlar “yetenek” diye peşinden koşulan insanların umudu da enerjisi de giderek emildi.
Sen de yaşadın mı bunu, yetenekli ama yeteneksiz muamelesi gören değerli insan?
Yoksa bugün geriye dönüp baktığında, “Keşke böyle davranmasaydım” diye düşünen bir lider miydin?
Ekibinle birlikte büyük bir hayalin peşinden giderken, gelecekte elde edeceğiniz güzel başarılar için insanlara umut aşılayan; ancak şirket satışı sonrasında çalışanlarının ne yaşadığını umursamadan kendi yoluna giden bir girişimci miydin?
Hangi pozisyonda olursak olalım, bugün bir dönemin efsanesi olan dinamik teknoloji sektörünün geçirdiği büyük dönüşüme birlikte tanıklık ediyoruz.
Acı ama gerçek: Bir dönem kapandı. Ama bu da geçecek.
Kimimiz başka sektörlere geçtik. Kalbimizde bir sızıyla başka kimliklere büründük, başka yollara saptık, rollerimizi değiştirdik. Kimimiz ülkeler, kıtalar değiştirdik. Ama sonuç değişmedi; benzer dönüşümleri dünyanın farklı yerlerinde de hissettik. Kimimiz ise hâlâ sektörün içinde, bir şekilde tutunmaya devam ediyoruz.
Şimdi yapay zekayı geleceğin kendisi olarak konuşuyoruz. Bu geleceğin bir parçası olmak için değişime ayak uydurmaya, kendini geliştirmeye, yeniden öğrenmeye çalışan insanlar var.
Peki bütün bunları yaparken, kendilerini yeterli hissedebilmeleri için daha ne yapmaları gerekiyor?
Şirketleri, yönetimleri, insan kaynaklarını suçlamanın tek başına bir çözüm olmadığını söyleyebilirim sana, yetenekli ama yeteneksiz muamelesi görmüş güzel insan!
Ne şirkete yazacağın öfke dolu e-mail ne de sosyal medyada yapacağın bir paylaşım bu süreçte sana aradığın çıkışı sağlayacak.
Bazen yollar kapandığında, sürekli “Pes etme!” diyenleri dinlemek yerine durumu olduğu gibi kabul etmek ve yeni yollara adım atabilmek için kendi kalbini dinlemek gerekiyor.
Eğer umutsuzluğa kapıldığın, kendini sorguladığın, negatif düşüncelere sürüklendiğin bir süreçten geçiyorsan sana bir haberim var: Bunları hissetmen de sürecin bir parçası.
Şimdiyse ayağa kalkma, küllerinden yeniden doğma zamanı.
Bu yüzden ilk olarak seninle biraz geçmişe gitmek istiyorum.
Bir zamanlar dünyanın gözdesi olan, dönemine damgasını vuran, güçlü ve yıldızı parlayan ama bugün önemini ve iş gücünü kaybetmiş sektörlere birlikte bakacağız. Bu sektörlerin yaşadıklarından ne dersler çıkarabiliriz, bunu konuşacağız.
Ardından teknoloji sektöründen başka hangi sektörlere geçiş yapılabileceğini, sahip olduğumuz yetkinliklerin farklı alanlarda nasıl değer yaratabileceğini birlikte düşüneceğiz.
Amacım umudunu kaybetmeye yaklaşmış, enerjisi düşmüş, kendini çaresiz hisseden deneyimli ve yetenekli insanlara küçük de olsa bir umut kıvılcımı verebilmek.
Birkaç yıl önce benim de hissettiğim gibi…
Yetenekli olduğu halde yeteneğini, hatta yeterliliğini sorgulayan; içinde biraz öfke, biraz hüzün taşıyan ama artık bu duyguların içinde kaybolmak istemeyen insanlara şunu hatırlatmak istiyorum:
Kendinden şüphe etmek yerine yeni alanlara yönelerek kendi hayatını yeniden dönüştürebilirsin.
Belki de mesele, yeniden yetenekli olduğunu kanıtlamak değil; yeteneklerini gösterebileceğin yeni bir yol bulmaktır.
Bir sonraki yazıda, bir zamanlar dünyanın gözdesi olan ve bugün eski gücünü kaybeden sektörlere bakacağız.
Bir zamanlar damgasını vurmuş sektörlerden ne öğrendik?’te görüşmek üzere.